Demokrasi Sınavı

Türkiye’nin geçmişten bu yana hep önemli görülen ve her zaman da bir tartışma konusu olagelen kurumlarından biri de üniversitelerdir. Ne hikmetse herkes bu kurumları sahiplenmek ister ve bu kurumları anlam veremediğim bir şekilde bir “kale” olarak görür. Beyazıt meydanında artık adet haline gelen protesto gösterilerinde birileri hep “üniversiteler bizimdir bizim kalacak” sloganı atarlar. Birincisi siz kimsiniz, ikincisi de kim sizin elinizden bu kurumları almaya kalktı da böyle bir slogan atma ihtiyacı hissettiniz?

Aynı durum, bir zamanlar Cumhurbaşkanlığı seçiminde de olmuştu. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesiyle Türkiye’nin en büyük gazetelerinden birinin başyazarı kalkıp “bir kale daha düştü” başlığıyla bir yazı yazmıştı. Yahu, ne kalesi? Siz kimsiniz de bir yerleri kendinize kale peydah edindiniz? Siz bu sözünüzle Anayasa’nın “Cumhurbaşkanlığı makamı Türk milletini temsil eder” ifadesini ayaklar altına almıyor musunuz? Türk milletinden olmayan başka birisi mi Çankaya’yı “ele geçirdi” (!) de bunları yazma cüretini gösteriyorsunuz?


İşte bu tip kale edinme anlayışının hem sağ hem de sol kesimin bir adeti haline geldiği içindir ki üniversitelerin rektör seçimleri hep önemli bir konu haline gelir ve ne yazık ki bu seçimlerde kaybeden hep demokrasi olur.

Ahmet Necdet Sezer zamanında bu böyle olmadı mı? En düşük oy alan aday rektör olarak atanmadı mı? Hani demokratlık, hani tarafsızlık? İdeolojik yapılanmalarla Türk demokrasisini bu zamana kadar geliştiremediğimizi ve bundan sonra da geliştiremeyeceğimizi daha öğrenemedik mi?

Şimdi yine 22 tane rektör atanacak. Evet, bu zamana kadar üniversite rektörlerinin pek çoğu hep ideolojik yaklaşımlarla hareket etti. “Üniversiteler bizimdir” anlayışı ile pek çok öğretim görevlisi heba edilebildi. Kendilerini hiç mi hiç alakadar etmeyen konularda çıkıp laiklik bekçisi pozisyonuna geçerek, bir siyasi parti mensubu gibi hareket ettiler. Bunların hepsi bu ülkede maalesef yaşandı.Ama bana göre; bütün bu olanlara rağmen Türkiye’nin demokrasi hayali için alışılmışın dışında bir şeylerin yapılması gerekiyor.

Şimdi bu seçimlerde Cumhurbaşkanı’nın önünde iki seçenek var. Ya bir zamanlar Ahmet Necdet Sezer’in yaptığı gibi aldığı oya bakmadan kendi zihni yapısına uygun birisini atayacak, ya da adayların fikri yapılarını görmeden, sadece aldığı oya bakarak bir atama yapacak. Atayacağı kişi kendisinin Cumhurbaşkanı seçilmemesi için bildiri yapan insanlardan olsa bile!

Evet, bu durum bence hem Abdullah Gül için, hem de Türkiye için bir demokrasi sınavıdır. Üniversitelerin artık ideolojik yaklaşımlardan kurtulması gerektiği bir gerçektir. Daha özgürlükçü, daha geniş düşünebilen ve daha demokrat rektörlerin gelmesi gerektiği de bir gerçektir. Ancak bunu gerçekleştirebilmek adına demokrasiden taviz verilmemelidir. Çünkü “meşru hedeflere meşru yollarla ulaşılır”. Yoksa bir zamanlar eleştirdiğiniz kişilerin yaptığından hiçbir farkınız kalmayacağı gibi, demokratlığınızın da bir inandırıcılığı olmayacaktır. Dilerim bu sefer demokrasi galip gelir…

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !